top of page

GFN #5: Futbolumuzun -yeniden- Güzel Günleri

  • Yazarın fotoğrafı: Sahalar İstanbul
    Sahalar İstanbul
  • 18 saat önce
  • 5 dakikada okunur

Türk futbolu son yılların en güzel günlerini yaşıyor. Öyle ki, Millî Takımımız ay sonunda tarihinde üçüncü kez Dünya Kupası bileti almak için play-off maçlarına çıkacak. UEFA Uluslar Ligi’nde artık A Ligi’ndeyiz. Kulüpler tarafında ise son üç sezonun şampiyonu Galatasaray, hem Şampiyonlar Ligi’nin grup aşamasında gösterdiği performansla hem de Juventus ve Liverpool’a karşı eleme safhasında oynadığı oyun ve aldığı sonuçlarla uzun zaman sonra üst düzeyde rekabetçi olabildiğini kanıtladı. Ligimizin üçüncüsü Samsunspor da güzel bir Avrupa sezonu geçirerek Mart ayını gördü, kendi sikletinde başarılı oldu.


Takımlarımızın Avrupa’da maçlar kazanmaları işlevsel tarafıyla maddi kazanç ve ülke puanına katkı yönüyle bugüne güçtür, geleceğe yatırımdır. Türk futbolunun kuruluş hikâyesi itibarıyla ise futbolumuza, insanımıza mutluluk ve özgüven getirir. Ancak vurgulamak isteriz ki esas kıymetli olan kendi sikletlerinde başarılı olmalarıdır. Son yıllarda ne yazık ki ancak siklet düşürerek başarılı olmayı mümkün görüyorduk ve bunu da anlamlı bir aşamaya getirememiştik. Mevcut tablo itibarıyla Türk futbolu, uzun süre sonra yeniden yarışmacı oldu.



Tesadüf kolaycılığına kaçmadan, birden fazla takımımızın eşzamanlı yarışmacı görüntüsünün üzerinde yükseldiği manzarayı resmetmeyi önemsiyoruz. Bu bağlamda 90’lı yıllarda tırmanışı hızlanan ve 2000’lerin başında kendi zirvesine ulaşan futbolumuzu sonrasında düştüğü derin uçurumdan yeniden zeminin üzerine taşıma emareleri gösteren futbol ortamını birden fazla cihetten ele almak istiyoruz. 


Şüphesiz bugün global oyunun birincil aktörü olarak para, futbolun süper güçlerini bir blok halinde yukarıda tutuyor. Şampiyonlar Ligi’nin yeni formatı daha fazla değişkenle alt grupları destekliyormuş gibi görünse de, nihayetinde tepeye yaklaşırken görüntü değişmiyor. Bir Türk takımının Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final gördüğü son sezon olan 2012-13’ten bu yana 104 çeyrek finalistin 103’ü İspanya, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya ve Portekiz’den; sadece araya Hollanda’dan Ajax girebilmişti. (Kaynak) Bu sezon da son 16 turu itibarıyla Bodo Glimt ve Galatasaray’dan başka bu 6 ülkenin dışından takım yoktu ve bu iki kulüp, bir ölçüde referans kabul edilen kadro değerlemesine göre son 16 takım içerisinde son iki sıradaydılar. (Kaynak) Dolayısıyla Galatasaray’ın son yıllarda yaptığı yüksek bedelli harcamalar, bu seviyeye ulaşmasında en önemli araçtır. Daha düşük bütçelerle, yüksek bonservisler ödemeksizin üst düzeyde yarışmacı olabilmek için parayı aşacak zaman-değer üretmek gerekir ki, Bodo Glimt’in yaptığı ve Galatasaray’ın Türk oyuncularının takımın yüksek performans veren zeminini oluşturması, hâkim paradigmayı “aşan” değer üretimine girer ki, bu konu meselenin bizim tarafımızdan en ince noktasını teşkil etmektedir. “Aşma” kabiliyeti, Türk futbolu için büyük bir imkândır, ancak bu konuyu burada detaylandırmayacağız. 


Öncesinde de iyi paralar ödüyorduk ama Şampiyonlar Ligi’ne doğrudan katılamadığımız, yeni yıla hiçbir takımımızı taşıyamadığımız sezonlar uzakta değil. Pandemi döneminde Milli Takımımız UEFA Uluslar B Ligi’nde sonuncu olarak C Ligi’ne düşmüştü. Avrupa Kupaları’na katılan tüm takımlarımız elemelerde ya da gruplarda elenmişti. Tablo neredeyse 80’li yıllara benziyordu, total bir çöküş gerçekleşmişti. Bu durumun detaylı analizini “İstanbul'da Futbolun Mekânsal Tarihi: Mesireden Halı Sahaya Şehirde Futbolun Mekânı” isimli çalışmamızda etraflıca tartıştık ve yine çalışmayı genişleten X hesabımızda (@sahalaristanbul) örneklerle tekrar tekrar açıkladık. Belirleyici olan ve futbol ortamının düşünme biçimini etkileyen ise doğrudan saha sonuçlarıdır ve yine öyle oldu.

.

Dibe vurmanın ertesinde Türk futboluna kulüpler düzeyinde yoğun bir para enjeksiyonu gerçekleşti. Futbol ortamı, bazı aktörlerin öncülüğünde ve rekabet motoruyla birlikte bu parayı talep etti ve bu şekilde krizden çıkış için bir imkân oluştu. Yarışmacılığını kaybetmiş oyunculara ödenen astronomik paralar ile kaybedilen teknik kaliteyi geri kazanmaya yönelik futbol düşüncesi bir ölçüde kırılma yaşadı. Vitinha - Joao Neves: Yeniden süper bücürler + Türk futbolunda fizikselliğin geç keşfi başlıklı yazımızda detaylıca bahsettiğimiz bu konu, Galatasaray ve Fenerbahçe üzerinden futbolumuza girdi ve Samsunspor ile zaten futbol aklı ithal olan Göztepe onları takip etti. 2000’lerin başından itibaren hızlıca kaybettiğimiz yarışmacılığımız, 2010’lu yılların başında olduğu gibi para enjeksiyonuyla bir ara form yarattı. 


Milli Takımımız ve Galatasaray özelinde Türkiye’de yetişen oyuncuların oluşturduğu zemin önemlidir ve bu zemini oluşturan oyuncuların büyük çoğunluğu, çok kısa bir dönemde düzenli oynama fırsatı bulan oyunculardan oluşuyor. Milli Takımımız için bu durum daha da belirgin ve mevcut manzara itibarıyla oldukça münbit bir dönemdeyiz. Gittiler, Dönüyorlar ve Opoku Yağmuru başlıklı yazımızda maddi güç artışının geri dönüşlerin esas sebebi olduğunu, yine Diaspora FC ve Rekabetin Mekân Kaydı başlıklı yazımızda ise diaspora etkisinin belki de tarihimizin en iyi seviyesinde olduğunu vurgulamıştık. 


Tüm bu yazıların oluşturduğu anlatıdan maksat, Türk futbolunun imkânları ve kısıtları dikkate alınarak içerisinde bulunduğumuz manzarayı tanımlamak ve bu yöndeki gelişimin yönünü belirleyebilmektedir. Nasıl bizim durumumuz donuk, stabil ve makus talih değilse, rakiplerimizin de vaziyeti değişiyor, yerinde durmuyor.


İtalya, düşüş bağlamında mühim bir örnektir. İtalyanlar üst üste iki Dünya Kupası'na katılamadılar, öncesindeki iki turnuvada ise tarihinin en kötü derecelerini elde etmişlerdi. 2006'daki Dünya Kupası ve 2020'deki Avrupa Şampiyonası zaferlerine karşın İtalyan futbolu 2000 sonrasında öncesine göre geride kaldı. Büyük futbol ülkelerinden Almanya ve İtalya 2000 öncesine göre düşüşteyken Fransa, İspanya ve İngiltere geçmişe göre yükselişte.  


İtalya'nın düşüşü, bizim düşüşümüzle benzer sorunlara dayanıyor. Öyle ki, İtalya'nın Euro 2020'yi kazanan takımında büyük şehirlerde doğan oyuncu yoktu. Birçoğu çocukluk döneminden sonra bölgenin büyük kulüpleri tarafından şehre getirilmişti. Büyük şehirlerdeki imkânların görece kısıtlanmasından ötürü mecbur kalınan bu yöntemde başarının sürekliliği ihtimali düşüktür; diğer bir ifadeyle çok fazla değişken vardır. Öte yandan, kulüpler tesislerini ve akademilerinin imkânlarını genişletmekte İspanya, Fransa ve İngiltere'ye kıyasla çok geç kaldılar. Neticede İtalya, Güney Kıbrıs ve Türkiye'den sonra oyunculara yetiştiği kulüpte süre vermede en kötü futbol ülkesi durumuna geldi.   


Bir örnek olarak İspanya, İtalya'ya kıyasla çok daha gelişkin spor, tesis imkanları ve mikro milliyetçiliklerin futbol üzerinde kendini ifade etme çabasıyla adeta fark attı. Milli takımın Bask ve Katalan oyunculardan oluşan iskeleti sürüyor. Bu farkı İtalya'nın oyun tarzı üzerine daha fazla vurguyla kapatması mümkün değil. Yine de futbol kültürünün çok yüksek olduğu bir ülke olarak elit oyuncu çıkarma kapasitesi yüksek, fakat elit oyuncu sayısı giderek azaldı. Son yıllarda yapılan yeni tesis yatırımları ile bu süreç orta vadeli bir hedef olarak tersine döndürülmeye çalışılıyor.


Benzer bir terse dönüş seferberliği, bizim futbolumuza da gerekiyor. Kaybettiğimiz yarışmacılık bizi dibe sürükledikten sonra bir uyanışla ve para enjeksiyonu ile kendimizi yeniden yarışmacı kıldık, futbolun ülkemizdeki kuruluş kodlarına şimdilik geri döndük. Ancak hem Türkiye’de yetişen oyuncuların devamının gelmemesi, hem para enjeksiyonunun astronomik artışının önünün kapalı gözükmesi hem de 2026 yılı itibarıyla ulaşılan seviyenin bir tür “orta başarı tuzağı” olup, bu seviyelerin tekrarlanamamasının yıpranma ve yıkıma sebep olabileceği endişesi, mevcut durumumuzu ince bir ipin üzerindeymiş gibi ele almayı gerektiriyor. Milli Takımımız'ın Dünya Kupası'na katılması bu bağlamda, ülkemizdeki futbol cereyanının tetiklenmesi bakımından hayati önemdedir.


Özetle, son yılların en başarılı uluslararası sonuçları elde edilirken, lig şampiyonumuz Şampiyonlar Ligi'nin limitlerine ulaştı ve bundan daha iyisi için çok daha derin ve uzun bir yola ihtiyacımız var. Başaltı takımlarımızdan biri de limitlerimize yaklaştı, daha fazlası için yine önünde çetin bir yol var. Mücadeleyi kendi sikletlerinde sürdürmeleri, Avrupa Ligi tarafında da destek gelmesini ve ligimizin kaliteli takımlarının ligimizin düşük kırıcılık düzeyinden pozitif etkilenmelerini umarak devam edeceğiz. Para harcamanın, kaynak üretmenin ve futbolun ne yöne evrildiğini doğru tanımlamanın zorunluluğu bu kez daha erken fark etmemiz önemli. Bu seviyeyi sürdürebilmenin, daha fazlasını yapabilmenin eşiğini atlayabilmek içinse bütçelerin katlanması gerekiyor ki kısa vadede olası değil. Parayla satın alamayacağımız oyuncuları ortaya çıkarmamız, onların ortaya çıkacağı ortamları desteklememiz ve yeni futbol ortamları yaratmamızdan başka sıçrayacak yerimiz kalmadı.


Bitirirken, yakın zamanda kaybettiğimiz Orhan Kaynak Hocamız’a Allah’tan rahmet dileriz.

 
 
 

Yorumlar


Sahalar Istanbul @2020

Datawrapper-logo_edited.png
Tableau_Logo.png
logo-knightlab_edited.png
zew5qloa58nkzp47xncl.png
bottom of page